Birçok bilim adamı rüya kavramının sadece insanların bilinç altlarında kalan düşüncelerinin bir dışa vurumu olduğu konusunda fikir birliğine varmaktadırlar. Yani insan uykuya daldığında her ne kadar dış dünya ile olan ilişkisi kesilse de beyin halen aktivitelerine devam etmektedir. Bu da insanların gün içinde yaşadıkları olayların, isteklerinin, korkularının veya beklentilerinin yani kısacası akıllarında kalan herhangi bir fikrin görüntüsünün insanların gözlerinin önünde bir film gibi geçmesi anlamına gelmektedir ve buna rüya adı verilmektedir.

Rüyalarda normal hayatta olduğu gibi zaman kavramı yoktur. Daha doğrusu rüya alemindeki zaman kavramı ile günlük hayattaki zaman arasında çok çok büyük farklar vardır. Örneğin rüyamızda gördüğümüz ve günlerce hatta yıllarca sürmüş gibi hissettiğimiz bir rüya aslında birkaç saniye sürmektedir. Ancak bizler uyandığımızda sanki çok uzun zamandan bu yana rüya görmüş gibi hissederiz. Rüyalar üzerine çok eski zamanlardan bu yana çok detaylı araştırmalar yapılmış ve çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Özellikle eski uygarlıklarda rüyalara çok büyük önem verilmiş hatta rüyaların haber verici özellikler taşıdığına inanılarak bir takım özellikle sahip insanların gördükleri rüyalara göre hareket edilmiştir.

Rüyalarda bazen çok saçma veya alakasız enstantaneler görülebilir. Bunun dışında birbirinden çok farklı ve birbirleriyle hiçbir şekilde alakası olmayan simgelerde görülebilmektedir. Ancak bunların mutlak bir nedeni olduğu ve o anda insanların bilinç altlarındaki bilgilerin görülecek rüyaları direkt olarak etkilediği konunun uzmanları tarafından belirtilmektedir. Bazı bilim adamlarına göre insanların çeşitli sebeplerden dolayı bastırdıkları arzuları veya kişisel özellikleri bir şekilde rüyalarda ortaya çıkıyor ve görülen rüyanın seyri buna göre olabiliyor. Örneğin günlük hayatta kendini her zaman meşhur bir şarkıcı olarak görmek isteyen insanlar bunu başaramadıkları takdirde tüm bu hevesleri ve istekleri nedeni ile bazen kendilerini rüyalarında büyük bir şarkıcı olarak görebilmektedirler.

Bu tamamen gerçekleşmeyen arzuların bir dışa vurumu şeklinde değerlendirilmektedir. 1950’li yıllarda bir grup bilim adamı yaptıkları çalışmalar sonucunda uyku sırasında insanların yaptıkları göz hareketlerinin direkt olarak gördükleri rüyalar ile ilgili olduğunu keşfetmişler ve bu durum rüyalar hakkında yapılan araştırmalar konusunda bir devrim niteliği taşımıştır. Bunun dışında yapılan araştırmalarda ve yapılan deneylerde uykularında uyandırılan insanların sadece birkaç saniye süre ile gördükleri rüyalar hakkında verdikleri bilgilerin aslında sayfalarca sürdüğünü göstermiştir.

Bu ilginç sonuçtan da anlaşılacağı üzere aslında bizler saatlerce sürdüğünü düşündüğümüz rüyaları sadece birkaç saniye görmemize rağmen bu rüyalar hakkında saatlerce konuşa bilmekteyiz. Uzmanlar yapılan onlarca araştırma ve incelemelere rağmen bir türlü bu duruma net bir açıklama getirememişler ve bu nedenle rüyalar halen gizemlerini korumaya devam etmişlerdir. Hatta bazen asla rüya görmediğini söyleyen kişilerin de aslında gördükleri rüyaları uyandıklarında hatırlamadıkları ve bu nedenle rüya görmediklerini söyleyen kişiler oldukları görülmüştür. İşin en ilginç yanı da görme özürlü kişilerin dahi rüya görebilmesidir. Görülen o ki insanlar daha çok uzun bir zaman rüyalar üzerine araştırmalar yapacaklar ve bu konuya olan ilgi her zaman taze kalacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir